Jun 15, 2014 - 0 Comments - Veriler -

Kalkınma ve İnsani Gelişme Endeksi

“Kalkınma” veya “Gelişme” kelimeleri günlük konuşma dilinde, gazetelerde ve akademik olan veya olmayan makalelerde sıklıkla “ekonomik büyüme” anlamına gelecek şekilde kullanılıyor. Diğer bir deyişle, geçmişten bugüne “kalkınma” çoğunlukla bir ülkenin GSYH’sinin ne kadar büyüdüğü olarak anlaşılıyor. Oysa “kalkınma”, sadece GSYH’ye, yani bir ülkenin üretim seviyesine indirgenemeyecek bir mesele. “Kalkınma” olgusunu düşünürken sadece iktisadi değil, toplumsal, siyasi, kültürel ve ekolojik etmenleri de işin içine katmak gerekiyor.

Bir ülkenin GSYH’si büyüme rekorları kırsa dahi, eğer o ülkede gelir adaletsizliği, sağlıksız yaşam koşulları, ekolojik tahribat, eğitim alanında sıkıntılar, demokratik işleyişlerde aksamalar, kadın-erkek eşitsizliği, toplumsal cinsiyetcilik, etnik ayrımcılık ve ırkçılık gibi sorunlar varsa, o ülkenin “kalkınmış” bir ülke olduğu söylenemez. Ekonomik büyüme kalkınma için oldukça önemli (ama çelişkili sonuçları da olabilecek) bir etken olarak düşünülebilir, ama hiçbir şekilde tek kriter değildir. Hatta, düşük büyüme oranlarına rağmen diğerlerine kıyasla daha “kalkınmış” ülkelerin varlığından söz edilebilinir. Başka bir ifadeyle, yüksek büyüme oranları yukarıda listelediğimiz toplumsal ve ekolojik sorun ve ihtilaflar pahasına gerçekleştiriliyor olabilir.

Kalkınma iktisadı alandaki çalışmalarıyla 1998’de Nobel Ekonomi Ödülü alan Amartya Sen, insani kalkınma teorisini geliştirirken çok önemli bir konunun daha altını çiziyor. Sen’e göre kalkınma, insanların hayatlarındaki kapasitelerinin ne kadar geliştiğiyle, yani bir insanın ne olduğu ve ne olabileceğiyle alakalı. Örneğin, bir ülkedeki seçme ve seçilme hakkı tek başına yeterli değil; aynı zamanda insanların kendilerinin siyasi alanda temsil edilebileceklerine inanmaları da, zamanı geldiğinde oy verecekleri sandıklara ulaşabilir olmaları da kritik. Benzer şekilde, bir ülkede açılan okul sayısı kadar, o okullara öğrencilerin erişiminin olması da eşdeğer derecede önemli. Veya adaletin tesis edilemediği ve toplumun adalete olan güvenini kaybettiği bir ülkede kurulan mahkeme sayısının çok da önemi yok.

İnsani Kalkınma Teorisi, Amartya Sen ve Mahbub ul Haq’ı ülkelerin kalkınma seviyelerini karşılaştırmada kullanılabilecek bir gösterge yaratmaya itti: İnsani Gelişme Endeksi (İGE). Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), İnsani Gelişme Endeksi’ni ve onun farklı çeşitlemelerini (örn. toplumsal cinsiyet eşitsizliği, çok-boyutlu yoksulluk) kullanarak ülkeler üstünden hesaplama yapıyor ve her sene sonuçları rapor olarak dünyaya duyuruyor. Bu başlıkta da Türkiye’nin İGE değerlerini taradık.

Tablo 1’de görüldüğü gibi, Türkiye’nin İGE değerleri Düşük İnsani Gelişme ortalamasından yüksek, Yüksek İnsani Gelişme ortalamasından da daha düşük. Ortalamadan öteye geçip UNDP’nin son raporundaki Türkiye İGE değerlerine baktığımızda Türkiye’nin Yüksek İnsani Gelişme ülkeleri arasında yer aldığını görüyoruz. Bu ilk bakışta ümit verici olsa da Türkiye 47 Yüksek İnsani Gelişme ülkesi arasında sondan beşinci, 187 ülke içinde ise 90. sırada.

Birebir karşılaştırmalı verilere baktığımızda sorunu daha açık görebiliyoruz. MINT ülkeleriyle karşılaştırdığımızda Türkiye’nin İGE notunun Endonezya ve Nijerya’dan iyi Meksika’dan zayıf olduğunu görüyoruz. Komşularına baktığımızda, Doğu’da Iran az bir farkla (ama son 3 yılda hızlanarak) daha iyi, Batı’da Yunanistan ise çok daha iyi bir İnsani Gelişme performansı göstermiş. Tüm Avrupa ve OECD ülkeleri ortalamasına baktığımızda da Türkiye’nin son 30 yılda gösterdiği ilerlemenin henüz bu ülkelerin ortalamasını yakalamaya yetmediğini görüyoruz.

Tablo 1

Tablo 2

Kaynaklar:

Veriler Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın websitesinden alınmıştır.

Gösterge: “Human Development Index (HDI) value”

Karşılaştırmalı tablolar için, bkz. “2013 Human Development Report”.

Print Friendly

Yorum yazın...

Your email address will not be published. Required fields are marked *